Gelelim Candlemass'in en sansasyonel çalışması "King Of The Grey Islands"a. Bu grubun en sansasyonel albümü çünkü bu albümün kayıtları sırasında grubun rahip giysili efsane solisti Messiah Marcolin 26. (ve muhtemelen de son) kez grupla anlaşmazlığa düşerek ayrıldı. Grubun daha yeni reunion yapmışken bu ayrılığın ardından nasıl devam edebileceği merak ediliyordu çünkü denenmiş ve görülmüştü ki, Messiah'sız Candlemass asla gerçek Candlemass gibi değildi. Edling grubun Steve Harris'i ise Marcolin de Bruce Dickinson'ıydı çünkü. Neyse ki sürpriz bir biçimde Bruce Dickinson – Blaze Bayley olayı yerine David Lee Roth – Sammy Hagar tipi bir olayla karşılaştık. Grup bünyesine en az Messiah kadar önemli bir doom metal solisti olan Solitude Aeturnus frontman'i Rob Lowe'u ekledi. Messiah 2 sene önce bana Candlemass'in Edling'in diğer grubu Krux'dan daha farklı olduğunu, klasik sound'larına daha yakın kalması gerektiğini söylemişti. Bu albümden önce grubu bırakma sebebi olarak da Candlemass'in giderek Krux'a benzemesini gösterdi. Krux; Candlemass'in Sabbath etkilenimli olduğu kadar da Avrupa metali esintili sound'undan uzak, daha fazla stoner ve 70'ler etkisine sahip bir proje. "King Of The Grey Islands" gerçekten de önceki albüme göre daha karanlık, monoton, az heavy metal etkisine sahip bir albüm. Bu bakımdan albümün sound bakımından bence klasik Candlemass ile bir nevi Edling solo albümü diyebileceğimiz şaheser "From The 13th Sun" arasında bir yerde durduğunu söyleyebiliriz. Müzik önceki albümden çok daha karamsar, ışıltısız ve estetik kaygıdan uzak, çiğ bir yapıya sahip. Genel anlamda en yoğun hissedilen duygu da hüzün değil, kin ve nefret. Bu bakımdan da Rob Lowe'un hem hisli hem de hiddetli vokallerinin bu albüm için biçilmiş kaftan olduğunu, hatta Messiah'ın vokalinden daha uygun olduğunu söyleyebilirim. Konsept bir albüm "King Of The Grey Islands" ve Edling yabancılaşma konusunu yine metaforik olarak anlatmış. Önceki albümün aksine bu albümde hiçbir parça tam anlamıyla öne çıkmıyor, daha çok birbirini tamamlayıp karanlık bir bütünün parçaları işlevini görüyorlar. 'Emperor Of The Void', 'Devil Seed' ve 'Clearsight' dışında konser favorisi olabilecek fazla parça da yok ama derinlemesine deşildiği zaman 'Demonia 6' ve 'Man Of Shadows' gibi grubun klasikleri arasına girebilecek iki başyapıtın da albümde yer bulduğunu sağlam doom fanlarının göreceğine inanıyorum. Bu albümü önceki albüm ile karşılaştırmak istemiyorum çünkü daha farklı bir yerde duruyor, hem vokal değişikliği, hem de yapısal farklılık sebebiyle. Ama kendi içinde bazı bölümlerde aşırı klişeleşen riff'leri bir kenara koyacak olursak çok güçlü bir albüm bu. Yılın en iyi doom albümlerinden biri olması da üzerinde Candlemass logosunu taşıdığı için de kaçınılmaz zaten. |











