"In Requiem", Paradise Lost'un 1995 tarihli "Draconian Times" ile girdiği farklı ve yeni müzikal güzergâhın bugüne kadarki bir özeti olma niteliğini taşıyor. Geçtiğimiz sayıda grubun bestelerinin yaratıcısı olan gitarist Gregor ile yaptığımız özel röportajı okuyanlar, kendisinin albümle ilgili "'Draconian Times'a dönüş" şeklinde özetlenebilecek açıklamasını hatırlayacaklardır. Albümü defalarca baştan sona kesintisiz bir şekilde dinlemiş biri olarak genel değerlendirmem şudur ki; ne yardan ne serden geçen bir albüm bu. Yani bir yandan Greg'in değindiği gibi eski sert üsluba hem gitar soundu açısından hem de Nick Holmes'un genel vokal tarzı açısından bir dönüş söz konusu ama öte yandan clean vokallerin de ("One Second" albümündeki gibi olağanüstü boyutlarda olmasa da) albümdeki pozisyonu hiç de geri planda kalmamış. Ve bunların yanı sıra "One Second" sonrası döneme ait; eskiye nazaran daha yumuşak müzikal yapı da tamamen yok edilmiş değil. Bu nedenlerden dolayı tamamen bir "köklere dönüş"ten söz etmek yersiz olur. Albümdeki şarkı sözleri tüm Paradise Lost albümlerindeki şiirsel lezzeti koruyor, kişisel dışavurumların hüküm sürdüğü bir üslupla tabii. Müzikal bütünlüğü gayet kuvvetli olsa da; ilk single 'The Enemy'nin (grubun marşlarından biri olacak!) yanı sıra 'Fallen Children' (senfonik alt yapıya dikkat!) ve 'Sedative God' gibi yakalayıcılıkları diğer şarkılara göre daha yüksek olan parçalar şu an için favorilerim. Albümün tek eksiği; Paradise Lost'un o duyar duymaz bizi bambaşka boyutlara taşıyan gitar sololarının azlığı olabilir en fazla. |











