BEYAZ PERDEDE ROCK & METAL FİLMLERİ
Bölüm 1
Nasıl futbol sadece futbol değilse, rock da sadece rock, heavy metal de sadece heavy metal değildir! Birer müzik türünün ismi olmalarının dışında hayatın her alanına etkide bulunan birer kültürdür rock ve metal. Sanata da yansır etkisi, çizgi romanlara, korku edebiyatına ve tabii ki dünyanın yedinci harikası sinemaya da... Gelin şimdi rock ve heavy metal'in beyazperdedeki izdüşümlerini bir irdeleyelim...

Rock ve heavy metal sinemanın sevdiği konular oldu hep. Geçenlerde Guardian gibi ana akım bir gazetede yayınlanan makalede bile heavy metal'in müzik türleri arasında en sinematografik sound'lardan birine sahip olduğunu yazıyordu yazar. Gerçekten de o gümbür gümbür distortion sesi ne zaman sinema salonlarında duyulsa, film bambaşka bir haleti ruhiye kazanır, içiniz kıpır kıpır olur. (İlk akla gelen örnek Lost Highway'de Rammstein'ın 'Rammstein' şarkısının girdiği andır!) Bir de rock/metal müziği ve onun yaşam biçimini filmin hikayesinin merkezine oturtan filmler vardır. Bu filmler genelde misyon filmleridir bence. Çünkü rock/metal dinleyen herkes (özellikle de ilk yıllarda) misyoner kesilir, bu müziği herkese dinletmeliyim düşüncesini taşırlar, o yüzden reklam panosu gibi üstümüze grup tişörtleri giyeriz, o yüzden fanzin'ler, webzine'ler yaparız. Sinemaya kabiliyeti olan rockçılar ise sinemanın büyüsüyle genç nesilleri zehirlemeye çalışır:) Aşağıda yer verdiğimiz filmlerin yaratıcı ekiplerinde (yönetmen, senaryo, oyuncu) rock müzikle kavrulan sanatçıların yer alışı tesadüf değil. Tıpkı Headbang gibi onlar da bu haysiyetli müziğin dünyaya egemen olması için çabalıyorlar (ehe gaz!!), biz de onları takdir ediyor, ve size takdim ediyoruz!

SCHOOL OF ROCK / HABABAM ROCK (2003)

Dave Grohl'un kankası şişman rockçı Jack Black bazılarına antipatik geliyor olabilir ama adam rock ve metal'i gündeme getirmek için her şeyi yapıyor. Filmde ev arkadaşını oynayan Mike White'a kendisi için yazdırdığı bu senaryo resmen rock ve metal konusunda ders veren bir okul. Havalı gitar çalma yöntemlerinden rock türleri ağacına kadar birçok bilgiyle kuşatılmış bu film uzaktan bakıldığında geyik bir komedi filmi gibi durabilir ama Jack Black'in çok iyi yansıttığı kaybeden rock müzisyeni tiplemesi ve daha önce de rockçıları anlattığı Dazed and Confused'la tanınan sıra dışı yönetmen Richard Linklater'ın yönetimiyle film adeta şahlanıyor. Ne akla hizmet Türkçe'ye Hababam Rock diye çevrilen "Rock Okulu"nun Amerika'da popüler olan yeni akım rock'tansa klasik rock'a sahip çıkması da büyük bir artı. Filmin hikayesi kısaca şöyle; solo atmayı sevdiğinden ve klasik rock'a bağlı olduğundan grubundan atılan Dewey para kazanmak için ev arkadaşının işine yani öğretmenliğe başlar. Okulda tanıştıkları çocuklardan bir rock grubu kurarak "Battle of the Bands" yarışmasına girer. Filmde çocuklar tarafından çalınan şarkı gerçekten o çocuklar tarafından çalınmıştır.
Bir bilgi: Led Zeppelin'in Immigrant Song'unu filmde kullanabilmek için Jack Black, grup üyelerine film setindeki tüm insanlarla birlikte Led Zeppelin'e yalvardığı kısa bir film gönderir. Bu minik film Dvd'de ekstra materyaller arasında var.
"Dünyanın en çirkin zavallısı olabilirsin ama eğer bir rock grubundaysan o günler geride kalmış demektir!"
"Bırakın, boşverin. Çünkü bu hayatta kazanamazsınız. Deneyebilirsiniz, ama sonunda yine kaybedersiniz, hem de kötü kaybedersiniz çünkü diye Adam tarafından yönetiliyor. O her yerde, Beyaz Saray'da, koridorda, Bayan Mullins, o da Adam! Adam ozonu kirletir, Amazon'u yakar, Shamu'yu kaçırır, klorin tankına koyar. Adamı benzetmenin bir yolu vardı, buna rock'n roll denirdi. Ama tahmin edin ne oldu? Adam, onu da, MTV adındaki küçük şeyle mahvetti!"
"Bir grup kurarken yapılan ilk şey, etkilendiğiniz gruplardan bahsetmektir. Böylece nasıl bir grup olmak istediğinizi anlarsınız. Kimleri seversiniz? [Sınıftan Christina Aguilera, Puff Daddy gibi yanıtlar gelir] Siz nesiniz be? Bu bir rock grubu projesi! Rock yapan gruplardan bahsediyorum. Led Zeppelin! [Sınıf boş boş bakar] Led'i duymadığınızı söylemeyin bana! Jimmy Page, Robert Plant. Ya Sabbath? AC/DC? Motörhead?! Oh, burada size ne öğretiyorlar?! Summer, tahtaya git. Yeni program, saat 8.15'ten 10'a kadar Rock Tarihi. 10'dan 11'e Rock'ı anlama ve Rock Teorisi."
Notu: 9/10

ALMOST FAMOUS / ŞÖHRETE BİR ADIM (2000)

Cameron Crowe da Hollywood'un sıkı rock'çılarından biri. "Fast Times At Ridgemont High" isimli muhteşem gençlik filminden beri her filminde rock şarkıları kullanarak küresel misyonumuzu en güzel şekilde yerine getiriyor kendisi. Çocukken Rolling Stone dergisi için Led Zeppelin, Allman Brothers, The Who gibi gruplarla turneye çıkıp üzerine turne makalesi yazan Cameron Crowe bu anılarından yola çıkarak Almost Famous'ı yazmış. Filmde 15 yaşındaki William Miller, yazdığı bir yazı ile Rolling Stone'un dikkatini çeker ve ünlü eleştirmen Lester Bangs tarafından Stillwater isimli grubu turnede izlemeye gönderilir. Miller turne boyunca bir rock turnesinin perde arkasındaki her türlü olayla karşılaşır, binbir türlü belaya girer, ilk cinsel deneyimini yaşar ve en önemlisi birçok dost edinir kendine. Filmin bir diğer önemi de müzik yazarlığının önemine değinmesidir. Diğer rock filmlerini izleyip rock grubu kurmak istersiniz, Almost Famous'ı izledikten sonra ise Headbang'e makale gönderirsiniz, aradaki fark bu:)
"Rock yıldızları ile arkadaş olamazsın. Bu çok önemli. Eğer bir rock gazetecisi isen öncelikle çok para kazanamayacaksın. Ama plak şirketinden bedava plaklar gelecek ve sana içki ısmarlayacaklar. Seni kızlarla tanıştıracaklar, seni bedava oraya buraya yollayacaklar, sana uyuşturucu teklif edecekler. Biliyorum, kulağa çok hoş geliyor ama onlar senin arkadaşın değil. Onlar rock yıldızlarının dahi olduğuna dair yalancı hikayeler yazmanı isteyen insanlar ve rock'n roll'u ve sevdiğimiz her şeyi boğazlamak istiyorlar!" Lester Bangs
William: "Eve gitmem lazım"
Penny Lane: "Zaten evdesin"

Notu: 9/10

GARAGE DAYS (2002)

The Crow, Dark City, I-Robot gibi filmlerin usta yönetmeni Alex Proyas'ın Dark City'nin akabinde çektiği bu film bir rock grubunu anlatır. Avustralya yapımı bir film olduğu için AC/DC'ye dair çok fazla gönderme vardır. Sonları güzel olsa da genel olarak vasat bir rock filmi. Yine de rock gruplarının başına dünyanın her yerinde aynı belaların dadandığını, aynı zorlukların her yerde olduğunu gösteren eğlenceli bir film.
Notu: 5/10









THIS IS SPINAL TAP / İŞTE SPINAL TAP

İşte benim kişisel favorim! Rob Reiner'ın yönettiği bu film aslında hiçbir zaman var olmayan kurgusal grup Spinal Tap'in tarihi hakkında bir belgesel, yeni adıyla "mockumentary". O kadar gerçekçi bir şekilde çekilmiş ve yazılmış ki zamanında bu grubun gerçek olduğunu düşünenler bile olmuş. Hatta olay öyle noktalara geldi ki, yapımcılar afişlere "Spinal Tap uydurma bir gruptur" diye ibare koymak zorunda kaldılar. Yine de grup o kadar benimsendi ki bazı rock ansiklopedilerinde gerçek bir grupmuş gibi ele alındı, irdelendi. Grubun sitesi (www.spinaltap.com) halen daha aktiftir, turne tarihleri falan bile vardır. Grup hakkında çıkan biyografi kitapları bile mevcuttur. Bir rivayete göre Rob Reiner Spinal Tap'i yaratırken Saxon'dan etkilenmiştir, hatta yapımcılarla beraber bir Saxon konserine gelip not aldıkları söylenir. Ama AC/DC, Iron Maiden, Judas Priest, KISS, Led Zeppelin, Beatles gibi gruplara da göndermeler mevcut filmde. Rock klişelerini ve kendilerini ciddiye alan grupları tiye alan film son derece başarılı müzikleriyle ve bakış açısıyla rock müziği yüceltmeyi başarır. Metal müzisyenleri bu filmden sonra kendilerini aşırı ciddiye almayı bırakmışlardır da diyebiliriz.
Unutulmaz sahne
Nigel (gitarist): Bak, bizim amfilerimizde numaralar 11'e kadar gider. Bak 11, 11, 11...
Marty (belgeseli sunan): Evet, görüyorum. Çoğu amfide maksimum 10'dur değil mi?
Nigel: Kesinlikle.
Marty: Bu daha mı gürültülü olduğunu gösteriyor?
Nigel: E tabii, sonuçta bir aşama daha gürültülü. 10 değil. Genelde herkes 10'da çalar. 10'dan sonra nereye gidebilirler? Nereye?
Marty: Bilmem ki.
Nigel: Hiçbir yere! Kesinlikle. Peki sence bizim o ekstra gaza ihtiyaç duyduğumuzda ne yaptığımızı biliyor musun?
Marty: 11'e alıyorsun...
Nigel: 11! Kesinlikle. Bir aşama daha gürültülü.
Marty: Peki neden 10'u daha yüksek sesli yapmıyorsun ki?
Nigel (kafası karışır durur): Bu 11'e kadar gidiyor.
Notu: 10/10

ROCK STAR

Rock Star, Judas Priest'te bir dönem Rob Halford'ın yerini dolduran Tim 'Ripper' Owens'ın hayatı üzerine bir film. Asıl adı da Metal God olacaktı fakat bu isme Rob Halford izin vermedi. Judas Priest'le yapımcılar arasında parasal sorunlar da yaşanınca film Priest'in hikayesinden uzaklaştı. Ama ana hatlar aynı. Steel Dragon diye meşhur bir metal grubu var. Solistleri (sonradan eşcinsel olduğunu öğreniyoruz!) gruptan ayrılınca yerine bir tribute grubunda söyleyen fanatik hayran Chris gruba giriyor. Grupta Dokken'ın eski basçısı Jeff Pilson, Zakk Wylde, Led Zeppelin'in efsanevi davulcusu John Bonham'ın oğlu Jason Bonham var. Alter Bridge'den Myles Kennedy ve birçok müzisyeni de göründüğü filmde Steel Dragon'ın şarkıları 80'ler metal'ini çok iyi yansıtıyor. Mark Wahlberg ve Jennifer Anniston ise başrollerde oldukça başarılılar. Filmin tek eksisi finalde Chris'in seçtiği yeni yolun, yani barlarda akustik-modern rock yapmanın daha dürüstçe olduğu gibi bir çıkarım yapıyor oluşu! O yüzden iki puanlarını kırıyoruz!
Unutulmayan replik: "Biliyorsunuz, ben bu adamların posterleriyle dolu bir odada büyüyen sıradan bir adamdım ve şimdi onlardan biriyim! Evet, bu doğru, burada duruyorum, eğer çok çalışırsanız ve gerçekten bir şeyi isterseniz hayallerinizin gerçekleşebileceğinin canlı bir kanıtıyım ben. O zaman hayallerinizi takip edin." - Chris
Notu: 8/10

High Fidelity nerede, The Wall nerede, ya Wayne's World diye bağıranları duyabiliyorum. Merak etmeyin, onlar ve niceleri gelecek sayıda... Filmlerdeki en güzel metalik sahneler ve metal müzisyenlerinin sinema maceralarıyla beraber! O zamana kadar eğer izlemediyseniz yukarıdaki filmleri izleyin! Sesi açmayı da unutmayın!